333'ten 1933'e Seyahatnamelerde Sakarya
SUNUŞ
Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı’nın tarihi ne kadar yeni ise, çevrede bulunan Kaynarca, Sapanca, Taraklı, Geyve, Hendek gibi ilçelerimizin tarihi de o kadar eskidir. Hem bu yerlerde, hem de Sakarya’nın merkez çevresinde bulunan Jüstinyanus Köprüsü, yıkılmaya yüz tutmuş Harmantepe, Paşalar ve Seyifler Kalesi, kimi kilise ve sarnıç kalıntıları, tümülüsler bunun kanıtlarıdır.
Doğu Roma’dan sonra bölgenin Osmanlılara geçtiğini göz önünde bulundurursak, Sakarya havalisinde Türklerin de azımsanmayacak derecede eserler bıraktığını söyleyebiliriz. Taraklı’daki Yunus Paşa Camii, Geyve’deki Elvan Bey İmarethanesi olarak da bilinen Sinan Bey Zaviyesi, Sapanca’daki Rüstem Paşa, Cedit, Rahime Sultan, Hasan Fehmi Paşa camileri, Kaynarca’da Şeyh Muslihiddin Camii bölgenin İslâmlaşmasından sonra meydana getirilmiş eserlerdir. Ayrıca bölgenin Müslümanlaşmasında yer alan Karaca Ahmet, Kahraman Baba, Sakar Baba, Kerem Ali, Karıncalı Baba türbeleri Sakarya’nın manevi dinamiklerini göstermesi açısından önemlidir.
Sakarya gerek Bithynia, Roma ve Bizans dönemlerinde ve gerekse Osmanlı ve Cumhuriyet yıllarında her zaman stratejik bir önemi haizdir. Yolların kesiştiği bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Roma ve Bizans komutanları, Osmanlı serdarları İstanbul’dan kalkıp sefere çıkarken hep bu yolu kullanmışlardır. İpekyolu güzergâhıdır ve kervan yüklü tüccarların yolu da buradan geçer. Üsküdar’dan kalkıp Mekke ve Medine’ye giden müslüman hacıların ilk konakladıkları önemli menzillerden biri aynı zamanda.
İpekyolunun en işlek olduğu kadim çağlarda olsun, Doğuya yapılan savaşların bu topraklardan geçtiği zamanlarda olsun bu güzergâh hiçbir zaman değişmemiştir. Günümüzde Sapanca gölünün bir tarafından geçen D-100 ile öbür yakasından geçen otobanın işlerliğini göz önünde bulundurursak, Sakarya topraklarının içinde yer alan bu güzergâh tarihî fonksiyonunu dün de sürdürmüş, bugün de sürdürmektedir.
İşte böylesine önemli bir noktada bulunan Sakarya, yeni yerler keşfetmek için kendi çağının imkân ve imkânsızlıklarına karşın her türlü tehlikeyi göze alan seyyahların da uğradıkları yerler arasında bulunur. Yazdıkları seyahatnamelerde bu topraklardan övgüyle bahsederler. Güney Afrika’dan kalkıp Anadolu’yu gezen Müslüman seyyah İbni Battuta 14. yüzyılda yolunu buraya düşürür. Ve Sakarya nehrinden geçerken karşılaştığı güçlükleri ve sonrasında Sakaryalıların misafirperverliğini anlatır. Batılı gezgin Mansieur D’Aramon 16. yüzyılın başlarında bol ağaçların bulunduğu Sapanca’nın dar vadilerinden ilerleyerek Geyve’deki II. Bayezid Köprüsünden geçip Taraklı’ya doğru ilerlediğini söyler seyahatnamesinde. Ünlü seyyah Jean-Babtiste Tavernier 17. asırda Sakarya’dan Düzce’ye doğru giderken Sapanca gölünü ve coşkun Sakarya ırmağını anlatır. Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi yine 17. asırda Sakarya’dan bir değil birçok kez geçmiştir. Kendine özgü anlatımıyla Sapanca’dan geçerken “gür ormanlar”dan ve “ağaç denizi”nden bahseder. Sapanca somununun lezzetini anlatır. Abartılı bir dille Taraklı’yı ve Geyve’yi tanıtır bize. Evliya Çelebi ayrıca Sapanca gölünün İzmit körfeziyle birleştirilme projesine değinir ve bunun zorluğunu anlatırken “Buna çok hazine ve Hazret-i Nuh ömrü gerek” der.
İşte elinizdeki “333’ten 1933’e Seyahatnamelerde Sakarya” isimli bu kitap, Sakarya merkez alınarak hazırlanmış şehrimizle ilgili ilk seyahatname çalışmasıdır. Sakarya ile ilgili bu tür çalışmaların devamı “Kent Kültürü Kitapları Dizisi” adı altında gelecektir. Bu çalışmayı yapan araştırmacı Fahri Yıldırım’a ve böyle bir çalışmayı yayına hazırlayan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüze teşekkür ederim.
Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte hayatımız boyunca görmediğimiz ve belki de göremeyeceğimiz yerleri sanal ortamlarda gezebiliyor, uydu görüntüleri ile sokaklarını arşınlayabiliyoruz. Televizyon, internet, sayıları yüzleri bulan seyahat dergilerinin tümünün ortak amacı uzaktakini yakın etmek, sizi yormadan, saatlerinizi günlerinizi harcatmadan tüm dünyayı gezdirmek. Bu sanal gezintilerle yetinmeyenler içinse seyahat artık kolay bir uğraş. Dünyanın en uzak noktasına dahi artık sadece birkaç saatinizi alan yolculuklarla ulaşabilmek mümkündür.
Ancak herkesin kabul edeceği üzere bu olanaklar içinde bulunduğumuz yüzyılın bize sunduğu nimetler. Bu yüzden 20. yüzyılın ortalarına kadar seyahatnamelerini kaleme alan, dönemlerinin her türlü zorluğa karşılık seyahat etmekten vazgeçmeyen seyyahlar ayrı bir saygıyı hak ediyorlar. Çünkü bu yüzyıla gelene dek aylar ve hatta yıllar alan yolculuklarınız sırasında yolda ne ile karşılaşacağınızı bilemezdiniz. Kara tipinin ortasında size eşlik eden rehberiniz aniden sizi terk edebilir, çölün ortasında susuz kalıp yolunuzu kaybedebilir, gemideyken hayatınızı tehdit eden fırtınalara yakalanabilir, beklemediğiniz anlarda canınıza göz diken eşkıyalarla karşılaşabilirdiniz. Hastalıklar yakanızı bırakmadığı gibi gittiğiniz her yerin kültürüne de mümkün olabildiğince çabuk adapte olmak zorundasınızdır. Çünkü seyahat aşkınız belki de hayatınıza mal olabilirdi. İngilizcede seyahati karşılayan sözcük “travel”in kökeni Latince “travail”, yani çalışmak ve zorlukları aşmaktır. Bu yüzden bu kelimenin 20. yüzyıla gelene kadar seyyahların durumuna tam anlamıyla uygun olduğunu söylemek mümkündür.
Bugün yolculuk etmek istediğimizde her türlü olanağı elimizin altında bulmak ve en konforlu biçimde birkaç saat içinde istenilen yere gidebilmek, gelişen teknoloji ile en ıssız yerlerde kaybolmadan ilerleyip hedeflenen noktaya ulaşabilmek mümkün. Buna rağmen günümüzde bazılarının verdikleri eserler ciltlerle ifade edilen, tüm ömürlerini seyahatle geçiren seyyahların gösterdikleri özveriyi gösterebilen, seyahat ederek gördüklerini aktarma arzusu içinde olanlar neredeyse hiç yok. Seyahat yapanlar ise bunu yeni yerler görmek, gördüklerini paylaşmaktan çok iş ya da eğlence gibi amaçlarla gerçekleştiriyorlar. Seyyahların yalnızca seyahat için seyahat düşüncesi de artık kaybolmuş durumda. Bu da bu seyyahların yazdıklarını ve aktardıklarını daha değerli hale getiren bir diğer sebeptir.
Gördüklerini kaydetmek ve aktarmak dışında bir amacı olmayan seyyahların aktardıkları ülkemizde birçok bilim dalı için çok değerli. Üstelik bu bilgilerin hiçbir şekilde başka kaynaklardan ve hatta Osmanlı’nın sayıları yüzbinleri bulan arşivlerinden bulabilmek dahi mümkün değil. Seyahatnamelerin içerikleri seyyahın kişiliği ve zevklerini yansıtır. Bu yüzden bazı seyahatnamelerde bölgenin bitki örtüsü, bir diğerinde nüfusu, bir diğerinde ise tarihi eserleri ön plana çıkar. Hangi bilgi verilmiş olursa olsun, bunların birer belge niteliğinde olduğu ve seyahatnamelerin tarih, sosyoloji, sanat tarihi, arkeoloji gibi farklı dallarla uğraşan bilim adamlarının başvuru kaynaklarının ilk sırada gelenlerinden olduğu muhakkak. Özellikle halk kültürleri ve halk bilimiyle ilgili araştırmalarda da seyahatnamelerin kullanılması Avrupa’da XVI. yüzyılın başlarına kadar gider. Ülkemizde de son yıllarda özellikle şehir tarihine yardımcı olmak maksatlı bu tür yayınlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Yolların kavşak noktası tanımına en çok uyan illerden birisi de Sakarya’dır. Kendisi belki büyük yerleşimlere uzun süre sahip olamamış ama hem Bizans’ın hem de Osmanlı’nın en önemli kentleri arasında yer alan konumu nedeniyle sefere çıkan orduların, ticari amaçlarla tüccarların, hac görevini yerine getirmek isteyen hacıların, yeni yerler keşfetme isteğinde olan seyyahların sürekli yolları üzerinde yer almıştır. Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde yollar üzerindeki önemi nedeniyle yol yapımı, köprü inşası gibi faaliyetlerin de kesintisiz olarak görüldüğü Sakarya bu özelliği nedeniyle pek çok seyahatnameye de konu olmuştur. Bazen ticari yolların değişmesi ya da yeni yolların öne çıkması nedeniyle bir süreliğine güzergâhların dışında kalmış olsa da günümüzde dahi ana yolların birleştiği yerdedir ve çok sayıda seyahatnameye konu olmuştur. Ancak bu seyahatnamelere bugüne kadar bu tür bir araştırmada yer verilmemiştir. Yaptığımız bu çalışma ile bu eksikliği bir nebze de olsa gidereceğimiz inancındayız.
Seyahatnameler, çoğu zaman yazarı olan seyyahın gördüklerini hiçbir yorum katmadan ya da bilimsel, akademik niteliğe inmeden anlattığı gezi kitapları niteliğindeki eserler olarak değerlendirilirler. Her ne sebeple yola çıkmış olunursa olunsun içinde gezme, yeni yerler keşfetme ve keşfettiklerini paylaşma arzusu taşıyan bu gezginlerin bahisleri ziyaret ettikleri kentlerin nüfusu, ekonomik ve sosyal yaşamı, antik kent kalıntıları ve hatta hakkında yayınlar hazırlanmadan ortadan kalkmış eserler hakkında bazılarını hiçbir belgede bulamayacağımız pek çok bilgiye ulaşabilmemizi sağlar. Seyahatnamelerin kentlerin her yönüyle alakalı olarak verdikleri değerli bilgiler hiçbir şekilde yadsınamaz. Bu yüzden eserimizin Sakarya halkının zevkle okuyacağı bir kitap olmasının yanında Sakarya tarihini inceleyen araştırmacılar için önemli bir kaynak meydana getireceği hatta Sakaryalı olduğu halde bu kentin bilmediği pek çok yönünü keşfedenlerin de olacağı inancındayız.
Ancak seyahatnamelerde anlatılanlar bazen seyyahın duyguları ile de karışan ve objektifliğini yitiren bilgiler de içerebilmektedir. Çünkü akademik bir eserden çok gezi anıları olarak nitelendirebileceğiniz seyahatnamelere kişisel izlenim ve görüşlerin de katılması kaçınılmazdır. Bir de buna seyyahın kendi coğrafyası ve kültürü içinde alışık olmadığı yönlere odaklanarak bunları abartarak aktarmış olabileceği gerçeğini de eklemeliyiz. Bu nedenle bazı hemşerilerimiz kendi ilçeleri, köyleri hakkında yazılanlardan hoşlanmayabilirler. Ancak biz bu kişilerin bakış açılarını yansıtabilmek amacıyla metinlere düştüğümüz notlar dışında bir ilave ya da çıkarma yapmadan aynen vermenin daha doğru olacağını düşündük ve yazılanları olduğu gibi aktardık.
Çalışmamızda her seyyahın Sakarya içinden geçiş tarihlerini tam olarak belirlemeye özellikle gayret ettik. Şanslı olduğumuz bazı eserlerde ise seyyahlar yolculuk tarihlerini tam olarak belirtmişse de bunlar çok az sayıdadır. Birçok örnekte ay ve günleri ve hatta bazı eserlerde yılı dahi belirlemek oldukça zordu. Bu yüzden bu araştırmalarda ya kitabın basım yılı yolculuğun gerçekleştirildiği tarih olarak verilmiştir.
Seyyahlar yer isimlerini birçok durumda duydukları ve kendi dillerinde telaffuz ettikleri biçimlerde yazmıştır. Bunları yok saymayarak orijinal ismiyle birlikte parantez içlerinde verdik.
Araştırmamız 333’den başlayarak 1933’e kadar günümüz Sakarya ili sınırları içinden geçen 51 adet yerli ve yabancı seyyahın gezi notlarından ibarettir. Bazıları en büyük kütüphanelerimizde dahi yer almayan bu eserlerin bir bölümü tarafımdan yurt dışından temin edilmiştir. Daha sonra derlenmeleri ve farklı dillerdeki bu eserlerin tamamının çevrilmeleri gerekmiştir. Bu eserlerin büyük bölümünün çevirisi de tarafımdan bizzat gerçekleştirilmiştir. Bazı yerlerde metinlerde anlatmak isteneni olduğu gibi aktarma gayretim yüzünden okuyucuların anlamakta zorlanabileceği yerler meydana geldiğini gördüm. Bu yüzden bu tür yerlerde kelimesi kelimesine bir tercüme yerine anlatılmak istenenin açıklandığı bir çeviri yöntemi tercih ettim. Bu özellikle son zamanlarda genel kabul gören bir çeviri biçimidir. Birebir çeviri yöntemi ise daha çok 1940’lı yıllarda M.E. B. kitaplarında kaldığı görüşü hâkimdir. Bununla birlikte ben bu yöntemin daha sağlıklı olduğu inancındayım ve yapabildiğim oranda ve anlatılmak isteneni sağlıklı olarak aktarabileceğini düşündüğüm yerlerde birebir çeviriler yapmaya çalıştım.
Sakarya’yı ziyaret eden seyyah sayısı elbetteki burada verilenlerden çok daha fazladır. Ancak iş ve eğitim çalışmaları ile birlikte Sakarya tarihine ve kültürüne ufak bir katkı yapabilmek arzusu ile devam ettirdiğim bu tür bir araştırmanın herhangi bir destek alınmadan daha kapsamlı yapılabilmesi şahsım açısından çok zordur. İleride kültür yönü başta olmak üzere Sakarya’ya sözde değil gerçek katkılar yapma arzusunda olan dernek, kurum ya da kuruluşlardan kapılar yüzüne kapanmadan bu tür destekleri almayı başarabilecek bir kişinin daha ayrıntılı bir çalışma yapması temennisiyle…
İyi okumalar dilerim.